82. Yılında, “Montrö Sözleşmesine Ve Gemilerin Türk Boğazlarından Geçiş Rejimine İlişkin Değerlendirme” Konferansı yapıldı.

82. YILINDA,  “MONTRÖ SÖZLEŞMESİNE VE GEMİLERİN TÜRK BOĞAZLARINDAN GEÇİŞ REJİMİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME” KONFERANSI

Prof. Dr. Sezer Ilgın Piri Reis Üniversitesi Hukuk Fakültesi 20 Temmuz 2018

            20 Temmuz 1936 tarihli MONTRÖ Sözleşmesinin imzalanmasının 82. yılında Piri Reis Üniversitesi’nde düzenlenen bu konferansta, gemilerin Türk Boğazlarından geçiş düzeni ile ilgili olarak, Montrö’den önceki hukuki düzenlemelerle, Montrö’den sonraki gelişmeler kısaca gözden geçirilerek, konu ile ilgili bir değerlendirme yapılmıştır.

            Konferansın başlangıcında, Türk Boğazlarıolarak bilinen İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının, tarihin başlangıcından bu yana askeri, siyasi ve ekonomik açıdan büyük önem taşıdığı ve birçok soruna ve savaşa yol açmış bulunduğu, Türk Boğazları’nın, Karadeniz’i Akdeniz’e, bağlayan deniz yolu üzerinde olması nedeni ile tarih boyunca büyük devletlerin menfaatlerinin çatıştığı bir bölge olduğu, Türk Boğazları’nın Türkiye için öneminin ise, çok daha büyük olup, sadece ekonomik değil, ayrıca vatan bütünlüğü, egemenlik ve güvenlik ile de ilgili bulunduğu, kısaca, Türkiye’nin varlığı ve güvenliği için, Türk Boğazları hayati önem taşıdığı hatırlatılmıştır. 

           Konferans da; önce, MONTRÖ Sözleşmesinden önceki düzenlemeler içerisinde;  1453- 1774 Arasındaki Dönemde,  1774 Küçük Kaynarca Andlaşmasında;  1798 İstanbul Andlaşmasında:  1805 İttifak Andlaşmasında:”1809 Kale-i Sultaniye Andlaşmasında:1829 Edirne Andlaşmasında; 1833 Hünkar İskelesi Andlaşmasında: 1840 Andlaşmasında: 1841 Boğazlar Andlaşmasında; 1856 Paris Boğazlar Andlaşmasında:  1871 Londra Andlaşmasında: 1920 Sevr Andlaşmasında: 1921 Moskova Andlaşmasında: 1923 Lozan Barış Andlaşmasında:yer alan, gemilerin Türk Boğazlarından geçiş düzeni  hakkında bilgi verilmiştir. 

                  1936 Tarihli MONTRÖ (MONTREUX) Andlaşması ile getirilen düzenleme içerisinde, 1923 Lozan daki Boğazlar rejiminde yer alan“Uluslararası Boğazlar Komisyonunun”kaldırılmasına ve yetkilerinin Türk hükümetine devredilmesine ve yine Lozan rejimine göre, askersiz olan Boğazlar bölgesine Türk askerinin girmesineilişkin düzenlemeler açıklanmıştır. 

            Daha sonra geçiş düzeni ile ilgili olarak da:Ticaret Gemileri ve Savaş Gemileri için,  Barış Zamanında;  Türkiye'nin Tarafsız Olduğu Savaş Durumunda; Türkiye'nin Muharip Olduğu Savaş Durumunda; Türkiye'nin Kendisini Pek Yakın Bir Harp Tehlikesi Tehdidine Maruz Saydığı Durumda; olmak üzere ayrı ayrı bilgi verilmiştir.

MONTRÖ'den sonraki gelişmeler bölümünde de, önce, II. Dünya Savaşı Sonrasında, Boğazlar İle İlgili  Sorunlar;özetlenmiştir. 

Daha sonra, BM. Deniz Hukuku  Konvansiyonları ile “Uluslararası Seyrüseferde Kullanılan Boğazlara” getirilen hukuki düzenlemeler açısından inceleme ve değerlendirme yapılmış, bu düzenlemeler karşısında Türk Boğazları’nın hukuki durumu;açıklanmıştır.

Devamında Uluslararası Denizcilik Örgütü’nde (IMO) konu İle İlgili olarak yapılan görüşmeler hakkında bilgi verilmiş, konunun IMO’ya intikali ve IMO’ da yapılan hukuki tartışmalar açıklanarak değerlendirilmesi yapılmıştır.

 Bu bölümde son olarak, Türk Boğazları ile ilgili olarak, yapılan ulusal düzenlemeler açıklanmış, 1982 Tarihli "İSTANBUL LİMAN TÜZÜĞÜ", 1994 Tarihli “BOĞAZLAR ve MARMARA BÖLGESİ DENİZ TRAFİK DÜZENİ HAKKINDA TÜZÜK”  1998 Tarihli “TÜRK BOĞAZLARI DENİZ TRAFİK DÜZENİ TÜZÜĞÜ”ile getirilen düzenlemelerle Türk Boğazlarından geçişlere ilişkin 2002, 2004, 2007 ve 2012 “UYGULAMA TALİMATLARI” İle getirilen düzenlemeler; hakkında bilgi verilmiştir.

            Genel değerlendirme bölümünde de, Türk Boğazları rejimi ile ilgili olarak, Montrö Sözleşmesi ile önceki hukuki düzenlemeler karşılaştırıldığında;  Karadeniz’in bir iç deniz olduğu ve Boğazlardan hiçbir yabancı geminin geçmesine müsaade edilmeyen 1453-1773 döneminden sonra, Türkiye açısından en iyi ikinci düzenlemenin, o tarihteki (1936) ortamın ve siyasi gelişmelerin çok iyi değerlendirilmesiyle yapılan MONTRÖ düzeni ile sağlandığı ve LOZAN’da Türk Boğazları konusunda, giderilemeyen bazı eksikliklerin de, MONTRÖ Sözleşmesi ile giderildiği açıklanmıştır.

 

 MONTRÖ’den sonraki yıllarda; II Dünya Savaşından sonra, gerek Sovyetler Birliği’nin ve gerekse Ingiltere ile ABD’nin MONTRÖ’nün tadili konusunda mutabakat tesis etmiş olmalarına rağmen, yönetim ve savunma konusunda anlaşma sağlayamadıkları ve Türkiye’nin çabaları ile Montrö Sözleşmesinin bu güne kadar aynen uygulanmakta olduğu belirtilmiştir.

 

Diğer taraftan, Deniz Hukukuna İlişkin 1958 Konvansiyonları ile özellikle 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konvansiyonu (UNCLOS) ile boğazlar ile ilgili olarak getirilen hükümlerin de, Türk Boğazlarının uzun süreden beri MONTRÖ Sözleşmesi ile düzenlenen hukuki rejimini etkilemediği açıklanmıştır.

Türk Boğazları konusunun, on yıldan fazla bir süre ile IMO ‘nun gündeminde kaldığı, bu kuruluşın organlarından, “Genel Kurul”(A)), “Konsey””(C));, “Deniz Güvenliği Komitesi” (MSC)):, “Hukuk Komitesi” (LEG)):Seyir Alt Komitesi (NAV) de yıllarca görüşmelerin yapıldığı, bu görüşmeler sırasında zaman zaman Türk Delegasyonunun oturumları terk etmesine varacak kadar sert tartışmalar cereyan ettiği,  hatta bu tartışmalar sırasında, Sevr ve Lozan rejiminde söz konusu olan “Boğazlar Komisyonları”nı  hatırlatacak şekilde, IMO kuralların Türk Boğazları’ndaki yeterince uygulanıp uygulanmadığını inceleyecek  uluslararası bir kurul oluşturulmasının dahi talep edildiği, bu talebe karşı Türkiye tarafından büyük mücadele verildiği, böyle bir kurulun oluşturulması başlangıçta önlenemese dahi, sürekliliğinin engellendiği ve daha sonra da görev tanımının daraltılması  sureti ile de etkinliğinin  ortadan kaldırıldığı ve nihayet  görevine son verdirildiği belirtilmiştir. 

Diğer taraftan IMO’daki bu görüşmelerde ve özellikle Deniz Güvenliği Komitesi’nin 65. Dönem Toplantısı’nda bazı ülkelerin, Türk Boğazları konusunda “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi”ne (UNCLOS) gönderme yaptığı ve bu düzenlemede yer alan “Transit Geçiş”rejiminin uygulanması gerektiği yolunda bir iddiada bulunduğu ve diğer bazı ülkelerin de bu iddiayı desteklediği görülmektedir. Özellikle MSC 65/19/2 ve MSC 65/19/3 sayılı dökümanlarda yer alan bu iddialar ile “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi” (UNCLOS) ile getirilen ve kıyı devletinin haklarını daha fazla sınırlayan ve boğazları kullanan gemilere daha fazla hak tanıyan “transit geçişe tabi boğazlar” statüsünü kullanmak istedikleri,  Türkiye’nin bu sözleşmeye taraf bulunmadığını, hükümleri ile bağlı olmadığını görmezden geldikleri gibi,  bu sözleşmenin (UNCLOS) md. 35/c bendinde yer alan hükmü de dikkate almadıkları ve Türk Boğazlarının “transit”geçiş rejimine tabi olmadığı hususunu da gözardı ettikleri açıklanmıştır. 

Türk Boğazları konusunda, Uluslararası Denizcilik Örgütü’nde (IMO) cereyan eden görüşme ve tartışmalar yukarıda açıklandığı gibi, şimdilik sona ermiş gibi görülmekte ise de, bu tartışmaların, ilerideki gelişmelere göre, yine belirli bazı ülkelerce her fırsatta, gündeme getiririlerek sürdürülmesi ihtimalinin daima mevcut bulunduğu ve Türkiye’nin de bu konuda her zaman dikkatli bulunması ve sürekli olarak hazırlıklı olması, bu doğrultuda, Türk Boğazları konusu ile ilgili olarak Uluslararası Denizcilik Örgütü’nde (IMO) yaşanan bu tartışmaların tekrarına neden olabilecek olaylardan kaçınılması gerektiği belirtilmiştir.

Türk Boğazlarında meydana gelen her kazadan sonra, bazı görüş sahiplerinin, MONTRÖ’nün yıllar önceki gemi trafiğine göre hazırlandığını,  bu sebeple zamanımızın ihtiyaçlarını karşılayamadığını,  bölgede deniz kazalarının ve deniz kirliliğinin önlenebilmesi için tedbir alınmasına imkan vermediğini, günün koşullarına uygun hale getirilmesi gerektiğini ileri sürdükleri,  ancak, bu iddiaların gerçekleri yansıtmadığı; zira artan trafiğin yarattığı tehlikelerin ve kaza risklerinin önlenmesi için de MONTRÖ’nün gündeme getirilmesinin şart olmadığı, bunların, MONTRÖ’yü hiç tartışmaya açmadan, iç hukuk düzenlemeleri ile ihtiyaca göre zaman içerisinde sağlanabilecek hususlar olduğu. MONTRÖ Sözleşmesinin, Türkiye’nin Boğazlardaki zabıta ve yargı yetkilerini ortadan kaldırmadığı,  ayrıca, geçiş güvenliğini sağlamak amacıyla trafik düzenlemeleri yapılması,  deniz kirliliğinin önlenmesi, azaltılması veya kontrol altına alınması ile ilgili tedbir alınması konularındaki yetkilerini engelleyecek hiçbir bir düzenleme de getirmediği belirtilmiştir.

 

Nitekim Türkiye’nin, buralarda meydana gelen can kayıplarına ve büyük çevre kirliliğine neden olan kazaları dikkate alarak, benzeri olayların yaşanmaması ve çevresinde milyonlarca vatandaşının yaşadığı yerleşim mahallerinin olası tehlikelerden korunabilmesi için Türk Boğazlarında seyir güvenliğini sağlamak üzere Türk Boğazlarında VTS (GTH) sistemini kurduğu, 1982, 1994, 1998 Tüzükleri ve 2002, 2004, 2007 ve 2012 Uygulama Talimatları ile seyir güvenliği konusunda önemli düzenlemeler yaptığı, bu düzenlemeler ile getirilen ve yukarıda özetlenen önlemlere bütün yabancı bayraklı gemilerin yıllardır uyduğu, bu uygulamanın artık Devletler Hukuku’nun önemli kaynağını oluşturan ve genel kabul gören bir uygulama niteliğini de ayrıca kazanmış bulunduğu ortaya konmuştur.

Yine bazı görüş sahiplerince, MONTRÖ Sözleşmesine göre kılavuzluğun zorunlu olmadığı, bunun da kazalara sebep olduğu, ileri sürülerek, MONTRÖ’nün buna göre değiştirilmesi, kılavuz ve römorkör alımının zorunlu hale getirilmesi ve özelleştirilmesi ve bundan kazanç sağlanması yolunda önerilerde bulundukları açıklanmış, bu görüşlere de katılmanın mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu konuda, MONTRÖ’ye göre barış zamanında bu hizmetlerin isteğe bağlı olup, barış zamanı dışında, diğer hallerde, bunlarn mecburi hale getirilebildiği gibi, yine bazı hallerde ücret de alınabileceği, diğer taraftan, kılavuzluğun zamanımızda “Gemiden Kılavuzluk (On Board Pilotage)” “Gemi Dışından-Kıyıdan Kılavuzluk (On Shore Pilotage)”olarak uygulanmakta olduğu, Türkiye’nin Türk Boğazlarında ve Marmara’da VTS (GTH) sistemini getirerek bu hizmeti bölgedeki tüm gemilere vermekte olduğu açıklanmıştır. 

Ayrıca, sadece ücret ve gelir artışı sağlanması talebinin de, Türkiye’ye büyük haklar sağlayan bir sözleşmenin tartışmaya açılması için haklı ve yeterli bir gerekçe olamayacağı ifade edilmiş, diğer taraftan, eğer bu konuda bir gelir artırımı sağlanması amaçlanıyor ise, MONTRÖ yü değiştirme yoluna gitmeden, onun özüne dönülerek bu amaca ulaşılabileceği, bunun için de haklı gerekçelerimizin bulunduğu açıklanmıştır. 

 

Bu konuda, MONTRÖ Sözleşmesi gereğince  (Lahika I) Boğazlardan geçen gemilerden beher net hacım tonilatosu üzerinden alınan (“Sağlık için 0.075 altın frank, fenerler için 800 tona kadar 0.42, 800 tondan fazlası 0.21, tahlisiye için 0.10,)altın frank uygulamasının daha sonra terk edilerek, 1973 yılından itibaren, tahsilatın altın frank yerine dolar esası ile yapılmaya başlandığı, doların zamanla altın karşısında değer kaybetmesi ile halen bu resimlerin (rusum ve tekalifin), MONTRÖ ye göre altın frank üzerinden tahakkuk ettirilmesi durumunda tahsil edilecek meblağın çok  altında kaldığı belirtilmiştir. 

Montrö tutanaklarında yer alan açıklamalara göre, bu ücretlerin Boğazlardaki hizmetlerin iyileştirilmesinde kullanılması gerekirken, o tarihlerde denizcilik ve sağlıkla ilgili kurumların genel harcamalarında kullanıldığı, ancak zamanımızda durumun değiştiği, Montrö’nün Ek.1’de yer alan tahsilatlarla ilgili düzenlemeye artık dönülebileceği, bunun için de yeterli gerekçelerin bulunduğu, Türkiye’nin Boğazlarda büyük meblağlar harcayarak kurduğu, idamesi için büyük harcamalar yaptığı VTS (GTH) ve diğer hizmetlerin, sadece Boğazların, civarındaki şehirler, buralarda yaşayanlar için değil, aynı zamanda bu boğazlardan geçen gemiler ve bu gemilerin mürettebat ve yolcuları için de yapılmakta olmasının da bu konudaki en önemli gerekçe olduğu açıklanmıştır.

Bu gerekçe ile, MONTRÖ 'nün bu harç ve resimlere ilişkin görüşme “Tutanakları”nda yer alan görüşlere, özellikle alacak resimlerin verilecek hizmetler karşılığı olacağı konusundaki mutabakata dayanılarak, MONTRÖ’nün “altın frank” uygulamasına artık dönülebileceği ve tahsilatın tedricen arttırılarak, olması gereken düzeye çıkarılabileceği kanaatine de varıldığı belirtilmiştir. 

 

 

26 Temmuz 2018 Perşembe
Yorumlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum bırakabilirler.
Yorum başlığı:
Yorum: